AD DEĞİŞİKLİĞİ KARARLARININ İLANI KAPSAMINDA KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASINA İLİŞKİN ANAYASA MAHKEMESİ KARARI HAKKINDA BİLGİ NOTU

Anayasa Mahkemesi’ne (“AYM”) yapılan 2025/120 esas sayılı itiraz başvurusuna konu olayda, nüfus kaydının düzeltilmesi talebiyle açılan dava kapsamında, ad değişikliğine ilişkin mahkeme kararlarının Basın İlan Kurumu’nun ilan portalında yayımlanmasını öngören 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (“Kanun”) 27. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülmüştür.

Başvuruya konu olayda, ad değişikliği kararlarının; ilgili kişinin eski ve yeni adı ile birlikte doğum tarihi, ana ve baba adı ve nüfusa kayıtlı olduğu yer gibi kişisel verileri içerecek şekilde kamuya açık bir platformda ilan edilmesi nedeniyle, bu bilgilerin herkes tarafından erişilebilir hâle geldiği ve eski ile yeni kimlik bilgilerinin ilişkilendirilebilir olduğu belirtilmiştir. Bu durumun kişisel verilerin kötüye kullanılmasına yol açabileceği gerekçesiyle, Küçükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından Anayasa’nın 13. ve 20. Maddeleri kapsamında kişisel verilerin korunması ve özel hayatın gizliliği haklarına müdahale teşkil ettiği ileri sürülerek, söz konusu düzenlemenin denetlenmesi için AYM’ye itiraz yoluna başvurulmuştur.   

AYM’nin Değerlendirmesi

AYM, inceleme konusu düzenlemenin, ad değişikliğine ilişkin mahkeme kararlarının Basın İlan Kurumu’nun ilan portalında yayımlanmasını zorunlu kılması nedeniyle, ilgili kişiye ait kimlik bilgilerinin kamuya açık hâle gelmesine yol açtığını tespit etmiştir. Bu kapsamda AYM, kişinin eski ve yeni adı ile birlikte doğum tarihi, ana ve baba adı ve nüfusa kayıtlı olduğu yer gibi bilgilerin herkes tarafından erişilebilir hâle gelmesinin, Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmiştir.

AYM, hukuk devletinin bir gereği olarak bu müdahalenin kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.

Bu doğrultuda AYM;

  • Kanunillik bakımından, düzenlemenin açık ve öngörülebilir şekilde Kanun’da yer aldığını,

  • Meşru amaç bakımından, ad değişikliğinden etkilenebilecek üçüncü kişilerin bilgilendirilmesi ve olası zararlarının önlenmesinin kamu yararına yönelik meşru bir amaç oluşturduğunu,

  • Ölçülülük bakımından ise, ilanın üçüncü kişilerin bu değişiklikten haberdar olmasını kolaylaştırdığını ve tek başına demokratik toplum düzenine aykırı bir sınırlama olarak değerlendirilemeyeceğini, bu yönüyle ilk bakışta meşru amaca hizmet ettiğini belirtmiştir.

Bununla birlikte AYM, ölçülülük incelemesinde özellikle orantılılık unsuruna odaklanmıştır. Bu kapsamda Mahkeme, kişisel verilerin korunmasına getirilen sınırlamaların ulaşılmak istenen amaçla sınırlı olması ve ilgili kişiye gereğinden fazla külfet yüklememesi gerektiğini vurgulamıştır.

AYM, somut düzenleme bakımından;

  • İlan edilen kişisel verilerin kapsamına ilişkin herhangi bir sınırlama öngörülmemesini,

  • Basın İlan Kurumu portalında yayımlanan kararların erişim süresine ilişkin bir düzenleme bulunmamasını,

  • Bu durumun kişisel verilerin süresiz olarak kamuya açık hâle gelmesine yol açmasını,

kişisel verilerin korunması hakkı bakımından ciddi riskler doğurduğu şeklinde değerlendirmiştir.

AYM ayrıca, bazı durumlarda ad değişikliğinin ilan edilmemesinin ilgili kişinin üstün hukuki yararına hizmet edebileceğini, ancak mevcut düzenlemede hâkime bu yönde bir takdir yetkisi tanınmadığını da özellikle vurgulamıştır. Bu nedenlerle kamusal yarar ile bireylerin menfaatleri arasındaki  dengenin bozulduğunu ve sınırlamanın orantısız olduğunu değerlendirerek düzenlemenin Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olduğuna karar vermiştir.

Öte yandan AYM, ad değişikliğinin nüfus siciline kaydedilmesine ilişkin düzenlemeyi ayrı değerlendirmiştir. Bu kapsamda Mahkeme;

  • Bu düzenlemenin de kanuni bir temele dayandığını,

  • Bireylerin kimlik bilgilerinde meydana gelen değişikliklerin nüfus siciline işlenmesinin kamu düzeni ve hukuki güvenlik bakımından meşru bir amaca hizmet ettiğini,

  • Nüfus kayıtlarının tutulmasına, saklanmasına ve korunmasına ilişkin usul ve esasların ilgili mevzuatta düzenlendiğini ve bu kapsamda 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (“KVKK”) uyarınca gerekli güvencelerin sağlandığını

dikkate alarak, bu sınırlamanın ölçülü olduğu sonucuna ulaşmıştır.

Bu nedenle AYM, nüfus siciline kayıt bakımından kuralın Anayasa’ya aykırılık bulunmadığına ve bu kısma yönelik itirazın reddine karar vermiştir.

Yürürlük Zamanı

İptal kararının doğuracağı hukuki boşluğun kamu yararını olumsuz etkileyebileceği dikkate alınarak, iptal hükmünün Resmî Gazete’de yayımlandığı 01.04.2026 tarihinden itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.

Ek ve Karşı Oy Görüşleri

AYM çoğunluk kararına katılmakla birlikte bazı üyeler tarafından ek gerekçe sunulmuş; bu kapsamda düzenlemenin özellikle ölçülülük ilkesinin gereklilik unsuru bakımından Anayasa’ya aykırı olduğu ifade edilmiştir. Ad değişikliği kararlarının Basın İlan Kurumu portalında ilan edilmesi hâlinde, kişinin nüfusa kayıtlı olduğu yer, doğum tarihi, ana ve baba adı ile önceki adı ve soyadı gibi üçüncü kişiler tarafından bilinmesi zorunlu olmayan kişisel verilerin de açıklanmasının gereklilik şartı bakımından sorun teşkil ettiği vurgulanmıştır.

Ayrıca, uygulamada kullanılan T.C. kimlik numarası sisteminin kişilerin hukuki işlemlerde temel belirleyici unsur hâline geldiği; bu nedenle ad değişikliğinin ayrıca ilan edilmesine gerek bulunmadığı, zira nüfus kayıtlarına işlenmesiyle birlikte üçüncü kişilerin yürüttükleri işlemler aracılığıyla bu değişiklikten haberdar olabildiği belirtilmiştir. Bunun yanında, zarar gören üçüncü kişilerin ad değişikliğini öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl içinde dava açabilmelerine ilişkin düzenleme de dikkate alınarak, ilan yükümlülüğünün bu açıdan da zorunlu bir hukuki işlevinin bulunmadığı ifade edilmiştir.

Öte yandan, bazı üyeler çoğunluk kararına karşı karşı oy kullanılmıştır. Karşı oy gerekçelerinde, ad değişikliğinin üçüncü kişiler bakımından doğurabileceği sonuçlar dikkate alındığında, bu değişikliğin öğrenilmesinde Basın İlan Kurumu portalının önemli bir araç olduğu ve ilan yükümlülüğünün üçüncü kişilerin korunması ile hukuki güvenliğin sağlanması bakımından gerekli olduğu savunulmuştur. Ayrıca, kişisel verilerin ilanına ilişkin usul ve esasların KVKK ve ilgili mevzuat kapsamında düzenlendiği, bu nedenle ilan süresi ve yöntemine ilişkin ayrıca bir düzenlemeye ihtiyaç bulunmadığı belirtilmiştir.

Bunun yanı sıra, hâkime takdir yetkisi tanınmadığı yönündeki eleştirilere karşılık olarak, bazı özel durumlarda kişilerin korunmasına yönelik farklı hukuki mekanizmaların mevcut olduğu ifade edilmiştir. Bu kapsamda özellikle;

  • ceza muhakemesinde tanıklık kurumuna ilişkin koruma tedbirleri,

  • ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin özel düzenlemeler

gibi istisnai durumların mevzuatta düzenlendiği ve bu nedenle ayrıca genel bir takdir yetkisine ihtiyaç bulunmadığı ileri sürülmüştür. Bu çerçevede karşı oy sahipleri, söz konusu düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığı ve kişisel verilerin korunması hakkı ile kamu yararı arasında kurulan dengenin bozulmadığı görüşünü savunmuştur.

Konuya ilişkin herhangi bir sorunuz olması halinde her zaman bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Saygılarımızla

 

Next
Next

CEZA YARGILAMASINDA EŞYAYA MÜDAHALE KAPSAMINDA EŞYAYI MUHAFAZA ALTINA ALMA İLE EL KOYMA AYRIMI ÜZERİNE ANAYASA MAHKEMESİ KARARI HAKKINDA BİLGİ NOTU