CEZA YARGILAMASINDA EŞYAYA MÜDAHALE KAPSAMINDA EŞYAYI MUHAFAZA ALTINA ALMA İLE EL KOYMA AYRIMI ÜZERİNE ANAYASA MAHKEMESİ KARARI HAKKINDA BİLGİ NOTU

Anayasa Mahkemesi’ne (“AYM”) yapılan 2024/183 esas sayılı itiraz başvurusuna konu olayda, marka hakkına iktibas veya iltibas suretiyle tecavüz suçuna ilişkin olarak yürütülen ceza yargılaması kapsamında, sanığın işyerinde bulunan ve suçun konusunu oluşturduğu değerlendirilen ürünler, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“Kanun”) 123. maddesi uyarınca suçun ispat edilmesine ilişkin yararlı görülebilecek nitelikte eşya kapsamında muhafaza altına alınmıştır.

Yargılamayı yürüten Uşak 3. Asliye Ceza Mahkemesi (“Mahkeme”), muhafaza altına alınma işlemi sonucunda eşya üzerindeki tasarruf yetkisine sahip kişinin bu hakkının sınırlandırıldığını ve dolayısıyla mülkiyet hakkına müdahalenin söz konusu olabileceğini değerlendirmiştir. Mahkeme ayrıca, muhafaza altına alma işleminin kişinin rızasına dayandığının kabul edilmesine rağmen, ceza muhakemesi sürecinde verilen rızanın her zaman serbest iradeyi yansıtmayabileceğine dikkat çekmiştir.

Bu kapsamda, söz konusu müdahalenin Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin hükümleri ile mülkiyet hakkını güvence altına alan düzenlemeleri bakımından anayasallığının tartışmalı olduğu ileri sürülmüş; Mahkeme, ilgili kuralın Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesi amacıyla AYM’ye itiraz yoluna başvurmuştur.

AYM’nin Değerlendirmesi

AYM, ceza muhakemesi sürecinde delil niteliği taşıyan eşyanın muhafaza altına alınmasının hukuki niteliğini değerlendirmiştir. Bu kapsamda AYM, suça konu olan ve ispat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerlerinin, söz konusu eşya üzerinde zilyetliği veya mülkiyet hakkı bulunan kişi tarafından, soruşturma veya kovuşturmayı yürüten adli makamların talebi üzerine rızayla teslim edilmesi hâlinde, yetkili makamlarca muhafaza altına alınabileceğini; anılan tedbirin, eşyanın soruşturma ve kovuşturma sürecinde yetkili makamların elinde bulundurulmasını sağladığını ve bu nedenle mülkiyet hakkına geçici bir müdahale teşkil ettiğini tespit etmiştir.  

Bu çerçevede AYM, Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının ancak kanunla sınırlanabileceğinin hüküm altına alınmış olması nedeniyle, söz konusu müdahalenin Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen 13. maddesi kapsamında kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük ilkeleri yönünden ayrıca incelenmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Bu doğrultuda AYM;

  • Kanunilik ilkesi bakımından, muhafaza altına alma tedbirinin Kanun’da açık, belirli ve öngörülebilir şekilde düzenlendiğini,  

  • Meşru amaç bakımından, müdahalenin maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, delillerin korunması ve müsadere tedbirinin etkinliğinin sağlanmasına hizmet ettiğini,

  • Ölçülülük incelemesi kapsamında ise, tedbirin delillerin korunması bakımından elverişli ve gerekli olduğunu; kural olarak ilgilinin rızasına dayandığını, rıza bulunmaması hâlinde ise elkoyma tedbirine ilişkin daha sıkı güvencelerin devreye girdiğini ve disiplin hapsinin doğrudan muhafaza altına alma işlemine değil, elkoyma kararına uyulmaması durumuna bağlandığını vurgulamıştır. Bunun yanı sıra AYM, eşyanın muhafaza altına alınmasını gerektiren şartların ortadan kalkması hâlinde iadesinin mümkün olmasını ve söz konusu işlemin soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında yargısal denetime açık olmasını da gözeterek, müdahalenin orantılı olduğu sonucuna ulaşmıştır.

Bu çerçevede AYM, ilgilinin rızasına dayanan muhafaza altına alma tedbirinin ve mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin anayasal güvencelere aykırı olmadığına ve kuralın Anayasa’ya uygun olduğuna karar vermiştir.

Karşı Oy Görüşleri

Bununla birlikte, karara katılmayan üyeler tarafından ileri sürülen karşı oy gerekçelerinde, muhafaza altına alma tedbirinin uygulamadaki etkileri bakımından farklı bir değerlendirme yapılmıştır. Karşı oy sahipleri, her ne kadar kuralın ilgilinin rızasına dayandığı ifade edilse de, ceza muhakemesi sürecinin doğası gereği bu rızanın her zaman özgür iradeye dayanmadığını, özellikle eşyanın teslim edilmemesi hâlinde disiplin hapsi gibi yaptırımların öngörülmesinin kişiyi fiilen zorlayıcı bir etki doğurduğunu belirtmiştir.

Bu çerçevede karşı oy gerekçelerinde, muhafaza altına alma tedbirinin teorik olarak elkoymadan ayrıldığı kabul edilmekle birlikte, uygulamada bu iki tedbir arasındaki sınırın belirsizleştiği ve söz konusu müdahalenin fiilen elkoyma tedbirine benzer sonuçlar doğurduğu ifade edilmiştir. Ayrıca, müdahalenin süresi, kapsamı ve denetimine ilişkin güvencelerin yeterince açık ve öngörülebilir olmadığı; bu nedenle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olmadığı ileri sürülmüştür.

Bu nedenlerle karşı oy sahipleri, itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği görüşünü savunmuştur.

Konuya ilişkin herhangi bir sorunuz olması halinde her zaman bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Saygılarımızla

Next
Next

GAYRİMENKUL YATIRIM FONU VE GİRİŞİM SERMAYESİ YATIRIM FONU KATILMA PAYLARI  YOLUYLA İSTİSNAİ TÜRK VATANDAŞLIĞI VEİKAMET İZNİ HAKKINDA BİLGİ NOTU